11.Sınıf Dil ve Anlatım Dersi Günlük Türü ve Özellikleri Konusu

Signature
            Günlük türünün ne olduğu üzerine kafa yormak, aslında  biraz da edebiyatın ne olduğunu düşünmektir. Düzenli olarak tutulmuş,  tarih atılmış notlardan mı ibarettir günlükler yoksa bundan fazla bir  şey mi?
            Bu konuda en genelleyici tanımı usta günlükçü, romancı André Gide  yapmıştı: “Günlüğün anıdan tek farkı, günü gününe tutulmuş olmasıdır.”  Edebiyatın toplardamarlarından biri olarak her günlük bir portre, bir  öykü, bir anı, bir tarih yazısıdır. Yayımlanmak için yazılsın  yazılmasın, her günlüğün bir kurgusu vardır. Paris’teki Bir Yabancının  Günlüğü yazarı Malaparte’nin dediği gibi, “Günlüklerin, tüm öyküler  gibi, bir başı, bir entrikası ve bir sonu vardır.”
            Öğretmeye bağlı, gerçekçi anlatım  türlerinden biri olan günlükler, bir kişinin önemli ve kayda değer  bulduğu olayları, gözlem, izlenim duygu düşünce ve hayallerini günü  gününe tarih belirterek anlattığı yazdığı yazı türüdür. Latincedeki  “dies ( gün ) sözcüğünden “diarium” ( günlük ) sözünden gelir.
            Edebiyat ve sanat  dünyasından tanınmış kişilerin kaleminden günü gününe yazılan günlükler,  tüm gerçekliğiyle yaşamı yansıtan birer ayna olarak karşımıza  çıkmaktadırlar. Günlükler, yazarlarının iç dünyasını kurgusuz bir  biçimde sergileyerek günlüğün sahibine ilişkin ayrıntılı bilgilere  birinci elden ulaşmamızı sağladıkları gibi, yazıldıkları dönemin önemli  olaylarına ilişkin tarihsel belgeler olarak da önem kazanırlar.
            Örneğin 1409-1431 yılları arasında  Fransız bir papanın tutuğu “Parisli Bir Burjuvanın Günlüğü” VI. ve VII.  Charles dönemini araştıran tarihçiler için önemli bir kaynaktır. İngiliz  Günlük yazarı John Evelyn’in “Diary”  (günlük) adlı günlüğü 17. yüzyıl  İngiltere’sinin toplumsal ve kültürel yapısına ışık tutar.
Günlük Özellikleri
             1- Yaşan olayların, izlenimlerin günün gününe yazılması ile oluşurlar
             2 – Birinci kişi ağzından yazılmış kısa ve özlü yazılardır
             3 – İnandırıcı, içten ve samimidirler.
             4 – Konuşma diline yakın bir dil kullanılır.
             5 – Yazarın kişiliğini, görüşlerini ve ruhsal yapısını yansıtırlar.
             6 – Gerçekler, yaşanılanlar değiştirilmeden, çarpıtılmadn yazılır
             7- Tarih, biyografi, anı için birer belge değeri taşırlar.
Günlük Çeşitleri
             1 – İçe Dönük Günlükler ( özel ruhbilimsel günlük ):  Yazarın bir bakıma kendi kendi ile konuşmasıdır içinde bulunduğu doğal  ve toplumsl çevreden yazgısından yakınır. Bu metinlerde yazarın yaşadığı  duygusal coşkunluğu bulabileceğimiz gibi, çeşitli kavramlar hakkındaki  düşüncelerin yazarın bilincindeki açılımlarını da bulabiliriz.  Stendhal’ın günlüğü, Rus yazar Alexander Sergeyeviç Puşkin’in “Gizli  Günce” bu metinlere örnek gösterilebilecek niteliktedir. Fransız yazarı  Andre Gide ve bizde Nudullah Ataç bu türün başta gelen ustalarındandır.
            2 – Dışa Dönük Günlükler :   Bu tip günlüklerde yazarlar, alaycı bir tavırla dönemin olaylarını,  siyaset, sanat ve edebiyat adamlarını ya da gündelik sıkıntılarını öykü  tekniği kullanılarak anlatmaktadırlar. Bu tür günlüklerde yazar kendi  zaman dilimi içindeki tutum ve davranışlardan, düşünsel akımlardan haber  verir. Bu nedenle de bu günlükler birer belge değeri taşır. Ünlü ressam  Paul Gaugin’in o dönemde Fransız kolonisi olan Markiz adalarında  yazdığı günlük, dışa dönük günlüklere örnek olabilir.
             Yaşadığı hayat kesitlerini, çeşitli  konulardaki izlenimlerini öykü tekniği ve zengin betimlemeler  aracılığıyla günlüğüne yansıtan ünlü öykücümüz Tomris Uyar’ın günlükleri de dışa dönük niteliğe sahiptir.
                          Bu türler dışında bir de  sanat esarlerinin oluşumu ve gelişini ile ilgili günlüklerde vardır.  Yazar eserinin gelişme evrelerini günü gününe anlatırken çektiği  sıkıntıları, kaygılar çalışma yöntemini de bize göstermiş olur. A. Gide’nin “Kalpazanlar” Thomas Man’ın “Doktor Faustas” bu tür günlüklerin başarılı örnekleridir.
Günlük Tarihsel Gelişimi
                          Günlük isimli yazın türünün  tarihsel gelişimini ve geçirdiği evreleri incelemek istediğimizde bu  yazın türü için iki ayrı dönem olduğunu fark ederiz. Bu dönemlerden ilki  günlüklerin edebi bir nitelik kazanmasından önceki dönemdir. Tarihte  ilk defa Romalılar günlük kullanmıştır. Edebi içerikten yoksun, bir  takım kamu kuruluşlarında yapılan işlemlerin unutulmaması amacıyla  tutulan ve “commentarii” adıyla anılan bu ilk günlükler, duygusallıktan  uzak notların kabaca birleşiminden oluşmaktadır. Tarihte, bu çeşit  günlüklerin savaşlar ve askeri hareketleri not etmek amacıyla  kullanıldığı da görülmüştür. Edebiyat değeri taşımayan bu günlükler  şüphesiz tarihçiler için önemli kanıtlardır,             Osmanlı Teşrifatçılarından Ahmet Ağa Kara Mustafa Paşa’nın  İkinci Viyana kuşatmasını günü gününe kaydettiği “Vakay-ı Beç” adlı  eseri( Aslı Viyana Milli kütüphanesinde olup “Viyana Önlerinde Kara  Mustafa Paşa” ve “Viyana Kuşatması Günlüğü” olarak Türkçeye çevrilmiş ) ,  Yavuz Sultan Selim’in Çaldıran ve Mısır seferini anlatan “Haydar Çelebi  Ruznamesi ” bu dönem ve olaylara ışık tutmuştur .
                          Günlükler edebi değer  kazanmaya ancak. Rönesans sonlarına doğru başlamıştır. 1768-1840 yılları  arasında İngiltere Kraliçesinin nedimesi ve roman yazarı olan Fanny  Burney, saray dedikodularına ve pek çok olaya kendi duygusal  izlenimlerini ekleyerek yazdığı günlükle İngiliz edebiyatında önemli bir  yere sahip olmuştur.
             19. yüzyılın ortalarına doğru, romantizm  akımının en yoğun dönemini yaşamasıyla birlikte günlükler, edebi değeri  ve içeriği bakımından çoğalmaya, yaygınlaşmaya ve yazarlarının iç  dünyasını yoğun duygularla yansıtmaya başlamıştır.
                          Türk edebiyat tarihi düşünüldüğünde, Divan edebiyatı döneminde tutulan “Ruzname” isimli savaş notları ile Evliya Çelibi’nin “Seyahatname”si  tam bir günlük niteliği taşımasa da içerdikleri bazı bölümlerle bu  yazın türüne yakınsamakta ve tarihimizdeki ilk günlük örneklerini  oluşturmaktadır. Asıl olarak günlüklerin, batı edebiyatındaki biçim ve  içeriğiyle Türk edebiyatında yer alması Tanzimat dönemine denk  gelmiştir. Direktör Ali Bey’in  “Seyahat Jurnali”(1897) adlı gezi kitabı batıdaki anlamıyla Türk  edebiyatında görülen ilk günlüktür. Bunu şair Nigâr Hanım’ın “Hayatımın  Hikayesi” adlı eseri izler.
                          Günlükler,1950 yılında  Nurullah Ataç’ın bir gazetede günlük yazıları yazmasından ve yoğun ilgi  çekmesinden sonra önem kazanmaya başlamıştır. Nurullah Ataç bu  yazılarına başlık olarak “Günlük” yerine “Günce” deyişini kullanarak bu  deyişi yazın hayatımıza kazandırmıştır. Nurullah Ataç’ın günceleri içe  ve dışa dönük içeriğin uyumlu bir sentezi olarak edebiyat dünyasına bu  türdeki en bilinen eser olarak geçmiştir.
                          Türk edebiyatındaki en  seçkin günlüklerin başında Oğuz Atay’ın günlüğü ile Cemal Süreya’nın  “Günler” adlı eseri gelmektedir Bunlar dışında edebiyatımızda kitap  olarak basılan en önemli günlükler ve yazarları şunlardır:
              Nurullah Ataç :Günce, Uçuş Günlüğü, Gazi Günlüğü, Avusturya Günlüğü
              Salah Birsel: Günlük , Kuşları Örtünmek, Nezleli Karga, Bay sessizlik, Aynalar Günlüğü
              Oktay Akbal: Yeryüzü Korkusu, Geçmişin Kuşları, Anılarda Görmek
              Refik Ahmet Altınay: Kafkas Yollarında
              Falih Rıfkı Atay: Yolculuk Defteri
              Tomris Uyar: Gündökümü, Sesler, Yüzler, Sokaklar, Günlerin Tortusu
[reklam]
Günlük Türünün Kökeni Üzerine
            Öteki edebiyat türlerinin kökeniyle  karşılaştırıldığında, günlüklerin çıkış noktası, yanıtı daha belirsiz  bir soru olarak karşımıza çıkıyor. Türün geçmişini irdelemek, günlük  yazmanın doğası üzerine düşünmek anlamına da geliyor. Batı’da günlüğün,  Doğu’ya göre daha gelişmiş bir edebiyat türü olduğuna kuşku yok. Ama  örneğin Japon edebiyatında da 10. yüzyılda yazılmış günlükler bulmak  mümkün. Dolayısıyla günlük türünün hem Doğu hem Batı kültürlerinde,  kendine özgü şartlar altında biçimlendiği söylenebilir. Peki, nedir  günlük yazmak? Başlı başına, bir ömür adamayı gerektiren bir yazı uğraşı  mı? Öyküden, şiirden kesilince başvurulan bir teselli mi? Yoksa yazın  kuramlarını, yaşanan dönemin olaylarını taslak halinde sunan birer belge  mi? Sağlıklı saptamalar yapabilmek için günlükleri farklı başlıklar  altında değerlendirmek en doğrusu.
Edebiyat Günlükleri
            Bir edebiyat  günlüğü, yalnızca bir edebiyatçının elinden çıkmış günlük değil,  edebiyat olaylarına, kişilerine ve sorunlarına yönelmiş günlüktür.  Özellikle Batı’da, 20. yüzyılda yaygınlaşan bu tür günlükler, “özel  günlük” olma niteliğini de taşır. Aynı zamanda başka türlerde yapıtlar  veren André Gide, Julien Green, Max Frisch, Stefan Zweig gibi yazarlar,  geride edebiyat günlüklerinin seçkin örneklerini bıraktılar. Örneğin  Gide, Kalpazanlar adlı romanını yazdığı süreçte bir günlük tutmuş ve  yapıtının aşamalarını, kuramını apaçık ortaya koymuştu. Öte tarafta,  Gide’in bu ‘edebiyat’ günlükleri, en özel günlüklerden de sayılır, onu,  yazarın kendi iç dünyasına vurduğu bir neştermiş gibi ürpertiyle okuruz.  Edebiyat günlüklerinin iki unutulmaz örneği de, Katherine Mansfield ve  Virginia Woolf’un günlükleridir. Mansfield, henüz 16 yaşındayken yazmaya  başladığı Bir Hüzün Güncesi’nde, yazarlık tutkularını, hırslarını,  kıskançlıklarını, kırgınlıklarını içtenlikle ortaya serer. Bu hüzünlü  günlük, Mansfield’ın erken ölümünden sonra yayımlanmıştır. Virginia  Woolf da, Bir Yazarın Günlüğü’nde, adından da anlaşılabileceği gibi,  yapıtını ve yazarlığını merkeze alır. Bir Yazarın Günlüğü türünden  metinler, bugün edebiyat tarihçileri ve meraklı okurlar için hazine  değeri taşıyor.
Günlüğün intihar yüzü
            Edebiyat günlükleri, geçen yüzyılda  yaygınlaşırken bir özellik daha kazanmıştı: Yazarı hayattayken  yayımlanmak. Bu durum, günlüklerin ne kadar içten olduğunu sorusunu  getirse de Cocteau, Maugham, Maurois, Gide, Green gibi birçok yazar  günlüklerini sağlıklarında yayımladılar. Belki biraz da bu yüzden,  günlüğünü hayattayken yayımlamayanların yazdıkları daha ‘içten’ bulundu.  Hele bir de yazarının müntehir olması, günlüklere ayrı bir çekicilik ve  sahihlik katıyordu. İntihar eden iki yazarın, Cesare Pavese ve Sylvia  Plath’ın günlükleri, bunun en iyi iki örneğidir. Cevat Çapan‘ın  dilimize Yaşama Uğraşı adıyla kazandırdığı Pavese’nin günlüğü, edebiyat  tarihinin en sarsıcı metinlerinden biri belki de. Çok iyi bir edebiyat  günlüğü sayılabilecek Yaşama Uğraşı, adım adım intihara giden bunalımlı  bir yazarın iç dünyasını, hiçbir ‘özel’ günlüğün yapamayacağı kertede  ustalıkla yansıtır. Pavese, bir otel odasında canına kıydıktan sonra  kitaplaşan ve uzun yılları kapsayan bu günlük, neredeyse yazarının öteki  yapıtlarını gölgede bırakmıştır. Sylvia Plath’ın günlükleri de  intiharından sonra kocası Ted Hughes’un ‘müdahale’siyle yayımlanmıştı.  Başyapıtı Sırça Fanus kadar olmasa bile, Plath’ın günlüğü yıllardır ona  yakın bir ilgiyle okundu, okunuyor.
Okuma günlükleri, eleştiri günlükleri, sanatçı günlükleri.
            Zaman içinde edebiyat günlüklerinin de  alt kolları oluştu. Eleştiri günlükleri, okuma günlükleri yazılmaya  başlandı. Bunun Türkçede yayımlanan son örneği, Alberto Manguel’in Okuma  Günlüğü adlı yapıtıydı. Öte yandan, günlük, modern romanda da bir imkân  olarak belirdi, bir anlatım tekniğine dönüştü. Örneğin, çağdaş  edebiyatın büyük yapıtları Sartre’ın Bulantı’sı, Rilke’nin Malte Laudris  Bridge’nin Notları ya da Martin Walser’in Jocob Von Gunten’ı, günlük  biçimiyle yazılmıştır. Fernando Pessoa’nın başyapıtı Huzursuzluğun  Kitabı, niçin okurun karşısına hep farklı kimliklerle çıkan şairin  günlüğü olarak okunmasın? Yalnızca yazın türleri değil, öteki sanatlar  da geride günlük edebiyatı için hatırı sayılır metinler kalmasını  sağlamıştır. Kierkegaard’ın günlüğü, felsefe tarihinin en önemli  yapıtlarından biri olarak önümüzde duruyor. Marcel’in günlüğü ve  Camus’nun Defterler’i de hem günlük edebiyatı hem de felsefe tarihi için  önemli metinler. Rousseau’nun İtiraflar’ı ise olsa olsa günlük türüyle  akraba sayılabilir. Ressamlar bu konuda felsefecilerden daha üretken:  Dali’nin, Delacroix’nın, Klee’nin günlükleri iyi birer sanatçı günlüğü  olduğu kadar resim sanatı üzerine ilginç düşüncelerin gelişmesinde etken  olmuşlardır. Sinemacılardansa Cocteau’nun, Zavattini’nin, Tarkovski’nin  günlükleri unutulmamalı. Özellikle, Türkçeye Zaman Zaman İçinde adıyla  çevrilen Andrei Tarkovski’nin günlüğü, sadece sinema tarihi için değil,  edebiyat tarihi için de eşsiz bir eser olarak nitelendirilmeyi hak  ediyor.
            Batı edebiyatının, günlük türünün  kökleşmesini iyi şair ve yazarlara borçlu olduğunu söylemek, herhalde  yanlış olmaz. Victor Hugo’dan Charles Baudelaire’e, Goethe’den W.B.  Yeats’e, Dostoyevski’den Whitman’a kadar birçok soy şairin, yazarın yolu  günlüğe uğramış. Kafka’nın günlüğünü okuduğunuzda, bunu ancak Kafka’nın  yazabileceğini sezersiniz. Marcel Proust, Stendhal, Gombrowicz, Romain  Rolland, Batı’dan ilk akla gelen öbür günlükçüler. Bir de, bizim  edebiyatımızda hiç olmayan, bütün ömrünü günlük yazma işine vermiş  Thoreau, Léataud, Anais Nin, Amiel (tam 174 defter doldurmuştur!) gibi  isimler var ki, onlara yalnızca saygı duyulur!
            Türk Edebiyatında Günlük
            Evliya Çelebi  Seyahatnamesi, Yirmisekiz Çelebi Mehmet Sefâretnamesi ya da Silahdâr  Tarihi gibi kimi eserlerde bazı olayların günlük biçiminde anlatılmasını  saymazsak, edebiyatımıza Batı’daki anlamıyla günlük Tanzimat’tan sonra  girmiştir. Ancak neredeyse romanla yaşıt olan bu türün edebiyatımızda  yeterince geliştiğini söylemek zor. Türkçede yayımlanmış ilk günlük, Ali  Bey’in Seyahat Jurnali’dir. Ali Bey’in, eserinin adında jurnal  (Fransızca ‘journal’) sözcüğünü tercih etmesi, günlüğün bize pek çok  başka tür gibi Batı kanalıyla geldiğini gösteriyor. Jurnal sözcüğü, Cemil Meriç gibi birkaç istisna dışında, fazla tutunamamış, yerini ‘günce’ ve ‘günlük’ sözcüklerine bırakmıştır. Nurullah Ataç‘ın  savunduğu ‘günce’nin de bugün ‘günlük’ kadar yaygın olmadığı  söylenebilir. Zaten günce’yi savunan Ataç’ın, Fournier’den yaptığı Adsız  Köşk çevirisinde günce yerine ‘ruzname’ ve ‘hatıra defteri’  sözcüklerini kullandığını da unutmamak gerekiyor.
            Ali Bey’in Seyahat Jurnali’nden sonra  Batılı anlamıyla aslında ilk edebiyat günlüğü sayılabilecek Şair Nigar  Hanım’ın günlüğü geliyor. Bu eserin bir kısmı, şairin ölümünden 40 yıl  sonra Hayatımın Hikâyesi adıyla yayımlanmıştı. Ahmet Refik’in Kafkas  Yollarında adlı seyahat günlüğünden başka, Sultan Reşad ve Vahdettin  dönemlerinde sarayda başmabeyncilik yapan Lütfi Simavi’nin notları da  günlük olarak nitelenebilir. Yine günlük sayabileceğimiz İbnülemin  Mahmut Kemal İnal’ın defterleri ise yayımlanmadı. Atatürk‘ün  Anafartalar Savaşı sırasında tuttuğu günlükler, ölümünden sekiz yıl  sonra Türk Tarih Kurumu’nca basılmıştır. Cumhuriyet öncesinin önemli  yazarlarından Ömer Seyfettin‘in Ruznameler’i de kitap olarak yayımlanmamış günlükler arasında yer alıyor.
İki öncü: Salâh Birsel ve Ataç
            Ruşen Eşref Ünaydın, Falih Rıfkı gibi Cumhuriyet dönemi  yazarlarının günlüklerinden bazı parçalar kimi kitaplarında yer alsa  da, edebiyatımızda hâlâ dolaşımda olan günlükler denince iki isim akla  geliyor: Ataç ve Salâh Birsel. Ataç, Günce’siyle hem bir edebiyat  günlüğü ortaya koymuş hem de devrinin edebî eğilimlerine yön vermişti.  Salâh Birsel ise Kuşları Örtünmek, Nezleli Karga, Bay Sessizlik, Aynalar  Günlüğü, Yaşlılık Günlüğü gibi kitaplarıyla çağdaş edebiyatımızın öncü  günlükçüsü oldu. Onun kuşakdaşları sayılabilecek Nuri Pakdil ve Orhan  Burian’ın günlükleri de bu iki edebiyat adamını tanımak için eşsiz  metinler. Burian’ın günlüğü geçen yıl YKY tarafından yeniden  yayımlanmıştı.
Şair Günlükleri
            Cumhuriyet’ten bugüne doğru günlük  yazarlarının beklendiğince çoğalmadığı görülüyor. Şairlerin değil de  daha çok düzyazıyla uğraşanların Türk edebiyatında günlük tutmuş olduğunu saptamak mümkün. Bir öykücünün, Tomris Uyar‘ın  Gündökümleri adıyla yayımlanan günlükleri, hem niteliği hem niceliği  düşünülünce, Türkçenin sayılı günlüklerinden biri olarak adlandırılmayı  hak ediyor. Cemil Meriç’in iki cilt halinde yayımlanan Jurnal’i ise  sadece Türkçede değil, dünya edebiyatında benzerine zor rastlanacak bir  yapıt. Romancılardan ilk akla gelen, Oğuz Atay‘ın  Günlük’ü. Atay’ın hastalığı sürecinde kaleme getirdiği bu günlük daha  çok kendi yapıtları üzerinden şekilleniyor. Şairlerden ise akla gelen,  elbette, Cemal Süreya‘nın  Günler’i; tıpkı şiirleri gibi, dönüp dönüp okunacak bir kitap. Cahit  Zarifoğlu’nun Yaşamak adlı, “Ne çok acı var.” kült cümlesiyle başlayan  günlüğü de Türkçenin benzersiz yapıtlarından biri olarak kalacak. İlhan Berk‘in günlüğü El Yazılarına Vuruyor Güneş ise şairin unutulmaz düzyazı kitapları arasında yer alıyor. Hilmi Yavuz‘un  Geçmiş Yaz Defterleri, felsefe-edebiyat arasında, parçalı yazı’lardan  oluşan ve edebiyatımızda türünün tek örneği olan bir günlük sayılabilir.  Yavuz’un 30 defteri bulan öteki günlüklerinin yayımlanıp  yayımlanmayacağını ise zaman gösterecek.  Hulki Aktunç  da defter dolusu günlük tutan gizli günlükçü şairlerden. Bunları  yayımlamayacağını söylese de, bir ara, Kitaplık dergisinde yayımladığı  Kediler Günlüğü’nden bir parça ile okurlarını umutlandırmıştı. Bir başka  şair Turgut Uyar’ın günlükleri ise ne yazık ki kitap olarak  yayımlanmadı. Sezai Karakoç‘un  gerçekten Kırmızı Horoz – Doğulu Bir Werther adlı bir günlüğü var mı?  Güven Turan vakti gelince günlüklerini yayımlayacak mı? Zaman  gösterecek….
Adalet Ağaoğlu’nun ‘dert dökme defterleri’
            Usta romancımız Adalet Ağaoğlu‘nun  geçtiğimiz haftalarda iki kitap halinde yayımlanan günlükleri, hem  yayın dünyasındaki en ‘taze’ günlükler olması hem de yakın entelektüel  tarihimize ışık tutması bakımından önem taşıyor. Damla Damla Günler  başlığıyla yayımlanan eser, 1969 yılından, Adalet Ağaoğlu’nu TRT’den  istifaya doğru götürecek ‘karar zamanı’ndan başlıyor; 22 Temmuz 1996  tarihinde yazarın uğradığı ‘trafik saldırısı’yla sona eriyor. Günlüğün  ilk cildinde yazarın Ölüme Yatmak adlı romanını nasıl zihninde  kurguladığını, ‘karnında taşıdığını’ okurken, bir yandan da entelektüel  çevrelerde kimlerin cunta yanlısı olduğunu, hangi yazarların özgürlükçü  bir tutum sergilediğini öğreniyoruz. Damla Damla Günler, Sevgi  Soysal’dan Muhsin Ertuğrul‘a, Orhan Kemal‘den Behçet Necatigil‘e  kadar isimlerin yer aldığı bir yakın edebiyat tarihi resmigeçidi.  Adalet Ağaoğlu’nun, kendi deyişiyle, bu ‘dert dökme defterleri’, tıpkı  romanları gibi edebiyatımızın seçkin bir burcunda hep var olmayı  sürdürecek.
            Oktay Akbal,  Anılarda Görmek, Geçmişin Kuşları ve Yeryüzü Korkusu adlı üç günlüğünde  öykülerindeki sıcak dünyayı yansıttığı kadar edebiyat dünyasına dair  birçok anekdot da aktarıyordu. Muzaffer Buyrukçu‘nun uzun günlükleri içinse ‘anekdot günlükçülüğü’ demek daha yerinde olur. Fethi Naci’nin  eleştiri günlükleri, Türkçede başka örneği olmayan yapıtlardır.  Naci’nin günlüklerini okurken kuram bilgisinin yanında edebiyat lezzeti  ve yaşanmışlığın sıcaklığını da buluyor insan. Memet Fuat‘ın son yıllarını anlattığı günlüklerinin hayatı boyunca tutulmuş olması, kuşkusuz, edebiyatımız için büyük kazanç olurdu.
            Günlük, yayımlanmak için  mi yazılır? Yazanın kendini temize çıkarma çabası mıdır yoksa bir iç  döküş mü? Kişi, günlük yazarken ne kertede içten olabilir?
            Bu soruların, yazılmış günlükler kadar  çok cevabı var. Ne olursa olsun, günlük bir edebiyat türüdür. Sabır  işidir. Yaşanmışlığın tadı kadar gündeliğin ayrıntılarıyla da güzelleşir  günlükler. Kimisi, içtiği çayı yazar günlüğüne, bu bile güzeldir. Çünkü  bir yazardır o çayı içen. Günlüğün olduğu yerde herkes sustuğundan,  yazan devleşir. Bazen de bütün çaresizliğiyle okurunun karşısındadır.  Salâh Birsel, günlüklerinden birinde, “Ölmeden bu günlük güzelleşmiş  olamaz.” yazmıştı. Günlük tutmak, işte bu duygudadır. Günlük, gelecekte  bir gün en çok okunan tür olabilir mi? Bir şey söylemek zor. Ancak  günlüklerin, edebiyat var oldukça yaşayacağı kuşku götürmez. Çünkü  edebiyat, ayrıntı demektir.
            “Her gün not tutun; açık, okunaklı. Tarih  atmayı da unutmayın. Hayatımın günlüğünü günü gününe tutmuş olsaydım,  şimdilerde bir Larousse sözlüğü olurdu elimde. Duyulmuş, derlenmiş bir  kelime, yeniden karşılaşılan bir dünyadır. Ah, neler yitiriyoruz! Bütün o  yitirdiğimiz incileri düşünün! Hayatınızın günlüğünü yazın!”Max Jacob,  Genç Bir Şaire Öğütler, çev. Salâh Birsel

Yorum Bırak...