Biyoloji – BESiNLER ve HüCREDE MADDE Geçişi – Konu Anlatım

BESİNLER ve HÜCREDE MADDE GEÇİŞİ

BESİN  MADDELERİ
  Canlılar tarafından tüketilen besin   maddeleri değişik şekillerde gruplandırılabilir.
A. GÖREVİNE   GÖRE BESİNLER
1. Enerji Verici Besinler
 Bunlar, karbonhidratlar, yağlar ve proteinlerdir.
Açlık anında  tüketim sırasına göre;
 Karbonhidratlar ® Yağlar ® Proteinler olarak sıralanır.
Solunum  kolaylığı sırasına göre;
 Karbonhidratlar ® Proteinler ® Yağlar olarak sıralanır.
Sağladıkları   enerji  miktarına göre;
 Yağlar ® Proteinler ®   Karbonhidratlar olarak sıralanır.
2. Yapıcı ve Onarıcı  Besinler
Canlının yıpranan kısımlarının tamirinde ve yeni hücre yapımında   kullanılırlar. Bunlar; proteinler, yağlar, karbonhidratlar, madensel   maddeler ve su’dur.
3.  Düzenleyici Besinler
Düzenleyici besin maddeleri, hücredeki metabolik olayların   düzenlenmesinde rol oynar. Bunlar, proteinler, madensel maddeler,   vitaminler ve sudur.
B. YAPILARINA GÖRE BESİNLER
Organik  besin maddeleri; proteinler, yağlar, karbonhidratlar ve   vitaminlerdir.
İnorganik besin maddeleri; su ve madensel  maddelerdir.
1. Karbonhidratlar
Karbonhidratlar, adından da anlaşılacağı gibi karbon (C), hidrojen (H)   ve oksijen (O) atomlarından meydana gelmiştir. Karbonhidratlar bütün   canlı hücrelerde bulunur ve en önemli enerji kaynağıdır. Genel   formülleri (CnH2nOn) dir. Karbonhidratlar yapısındaki şeker sayısına   göre değişik gruplara ayrılabilirler.
a. Monosakkaritler: Sindirime  uğramadan direkt olarak kana  geçerler. Altı karbonlulara (heksozlar)  glikoz (üzüm şekeri), fruktoz  (meyva şekeri) ve galaktoz (süt şekeri),  beş karbonlulara (pentozlar)  ise riboz ve deoksiriboz örnek verilebilir.

b. Disakkaritler: İki monosakkaritin birbirleriyle glikozit bağı   kurarak meydana getirdiği karbonhidratlardır. Bu birleşme sırasında su   açığa çıktığı için olaya dehidrasyon sentezi de denir.   Disakkaritler ancak sindirilerek hücre zarından difüzyonla geçebilir.

c. Polisakkaritler: Çok sayıda glikozun dehidrasyon sentezi   sonucu, glikozit bağları kurarak birleşmesiyle oluşur.
Bir polisakkaritin yapısında kaç tane monosakkarit kullanılmışsa,   reaksiyon sonucu bunun bir eksiği kadar su açığa çıkar. Yani n – 1   molekül su açığa çıkar. Burada n, glikoz sayısıdır. Polisakkaritler   hidroliz edildiklerinde monosakkaritlere indirgenirler. Polisakkaritleri   dört grupta toplayabiliriz.
Depo Polisakkaritler
Nişasta  : Bitkilerde karbonhidratların depo şeklidir. Suda  çözünmez.
Glikojen  : İnsanlarda ve hayvanlarda karbonhidratların depo  şeklidir. Suda  kısmen çözünür.
Yapısal Polisakkaritler
Selüloz : Bitki  hücrelerinde hücre çeperinin yapısına katılır.  Suda çözünmez.
Kitin  : Eklem bacaklılar grubundaki hayvanların dış iskeletine  ve birçok  mantarın çeper yapısına katılır.
Her dört polisakkarit de  glikozun polimeri olduğu halde  fiziksel ve kimyasal özellikleri  farklıdır. Çünkü, glikozların bağlanma  biçimleri farklıdır.
2. Proteinler
Yapısında karbon (C), hidrojen (H), oksijen (O), azot (N) ve bazılarında   bunlara ek olarak kükürt (S) ve fosfor (P) da bulunabilir.
 Protein moleküllerinin yapısında en fazla 20 çeşit amino asit   bulunabilir.
 Her  bir amino asitte amino grubuyla (NH2) karboksil (COOH) grubu  aynıdır.  Amino asitlerde radikal grup (R) farklıdır. Proteinler  sentezlenirken  amino asitler birbirlerine peptid bağlarıyla  bağlanırlar.
Her peptid bağına karşılık bir   molekül su açığa çıkar. n tane amino asit kullanılırsa n–1 su molekülü   açığa çıkar.
Peptid bağı sayısı = su sayısı
3. Yağlar (Lipidler)
Yağlardan fosfolipidler, hücre zarının yapısına katılır. Steroidler   zarların yapısına katıldığı gibi metabolizmayı düzenlemede de görev   yaparlar. Steroidler bazı vitamin ve hormonların sentezinde kullanılır.
Hayvansal yağlar genellikle doymuş olup, katıdır. Bitkisel yağlar ise   genellikle sıvı olup, doymamıştır. Bitkisel yağlar yüksek ısı ve basınç   altında hidrojenle doyurulursa katılaşırlar ve margarinler oluşur.

Gliserol, üç molekül yağ asitiyle birleşerek nötral yağları meydana   getirir.

4. Vitaminler
Vitaminler sindirilmezler ve doğrudan kana emilirler. Organik yapılı   olmalarına karşın, canlılarda enerji verici olarak kullanılmazlar. Genel   özellikleri bakımından vitaminler iki grup altında toplanabilir.
Yağda  Eriyen Vitaminler : A, D, E ve K vitaminleridir. Bu grup   vitaminlerin fazlası özellikle karaciğerde depo edilir.
Suda  Eriyen Vitaminler : B ve C vitaminleridir. Bu grup  vitaminlerin  fazlası depo edilmez, dışarıya atılır.
5.  Madensel Tuzlar (Mineraller)
Organizmada az da olsa 15 kadar mineral maddeye mutlaka ihtiyaç duyulur.   Mineral maddelerin vücut içindeki görevlerini üç ana başlık altında   toplayabiliriz.
  1. Vücut içindeki   birçok enzimin ve hemoglobin gibi moleküllerin yapısına katılırlar.   Bunlar, demir (Fe) ve fosfor (P) gibi elementlerdir.
  2.  Kemiklerin ve dişlerin normal olarak gelişmesini sağlarlar. Bunlar  için  gerekli olan madensel maddeler, kalsiyum (Ca), fosfor (P) ve  mağnezyum  (Mg) dur.
  3. Vücut ve hücre sıvısının osmotik basıncını  düzenlerler. Bunlardan  hücre içi sıvıda sodyum (Na), klor (Cl), hücre  dışı sıvıda potasyum  (K), mağnezyum (Mg) ve fosfor (P) bulunur.
6.  Su  
Vücudumuzun en fazla ihtiyaç duyduğu maddelerden biridir. Kimyasal   reaksiyonlar sulu bir ortamda gerçekleşir. Su iyi bir çözücü olduğu için   besinlerin sindiriminde, emilmesinde, taşınmasında ve artıkların   atılmasında kullanılır. Vücut ısısının fazlası yine su ile atılır.
HÜCREDE MADDE GEÇİŞİ
  Hücre zarının en   önemli özelliği, canlı ve seçici – geçirgen olmasıdır.
1. Difüzyon (Yayılma)
Madde moleküllerinin çok yoğun olduğu ortamdan az yoğun olduğu ortama   doğru yayılmalarıdır. Difüzyon sırasında enerji harcanmaz ve canlılık   şart değildir. Bazı durumlarda difüzyona uğrayacak madde bir taşıyıcı   proteinle hücreye alınabilir. Buna ise kolaylaştırılmış difüzyon denir.
2.  Osmoz (Suyun Difüzyonu)
Suyun seçici geçirgen bir zardan difüzyonuna denir. Osmozda da enerji   harcanmaz ve canlılık şart değildir. Ancak seçici geçirgen zar bulunmak   zorundadır.
Diyaliz: Suda  çözünmüş maddelerden bazılarının yarı  geçirgen zardan difüzyonuna diyaliz  denir.
Osmotik Olaylar
a. Hipertonik Ortam  (Yoğun Ortam): Bir hücre kendisinden daha  yoğun ortama koyulursa su  kaybederek büzülür. Bu olaya “plazmoliz”  denir.
b.  Hipotonik Ortam (Az yoğun  Ortam): Plazmoliz olmuş yada  normal bir  hücreyi kendisinden daha seyreltik bir çözeltiye koyarsak su  alarak  şişer. Bu olaya “deplazmoliz” denir.
c. İzotonik  Ortam   (Denge  Ortamı): Hücre izotonik ortama  koyulursa dengeli bir madde  alışverişi olur.
Hücreler çok seyreltik ortamlara  ya  da saf suya konulursa aşırı miktarda su alarak gerilirler. Bu  gerilme  sonucunda oluşan basınçla hayvan hücreleri patlar. Buna hemoliz   denir.
Osmotik Kuvvetler
a.  Osmotik Basınç: Hücre içindeki çözünmüş maddelerin hücre  zarına  yaptığı basınçtır.
b. Turgor  Basıncı: Hücre içindeki suyun  hücre zarına yaptığı  basınçtır.
c. Emme  Kuvveti: Osmotik  basınçtan turgor basıncının  çıkarılmasıyla elde edilen pozitif  kuvvettir.
 E.K = O.B  –  T.B şeklinde hesaplanır.
3. Aktif Taşıma
Maddelerin az yoğun ortamdan çok yoğun ortama taşınmasına denir. Aktif   taşıma ancak canlı hücrelerde gerçekleşir. Çünkü ATP harcanır ve   enzimler iş görür.
 Bu olayda, taşınacak maddelerin porlardan sığabilecek kadar  küçük  olması gerekir. İyonların çoğu yoğun ortamdan az yoğun ortama  aktif  olarak geçer.
4. Endositoz ve Ekzositoz
 Bu olaylarda da enerji harcanır. Her iki olay hayvan hücrelerinde   görülmesine karşılık, bitki hücrelerinde endositoz görülmez.
Endositoz, pordan geçemeyecek kadar büyük moleküllerin hücre   içerisine alınmasıdır. Alınan madde sıvı ise pinositoz, katı ise fagositoz   adını alır.
Ekzositoz, hücre içerisinde oluşturulan enzim,  hormon, çeşitli  proteinler, bitkilerde reçine ve eterik yağlar,  hayvanlarda mukus ve  diğer büyük moleküllü salgı maddelerinin golgi  yardımıyla, küçük  kesecikler halinde taşınarak dışarı atılmalarına  denir.

Yorum Bırak...