Kimya – 9. Sınıf Kimyanın Gelişimi Ünitesi – Konu Anlatım

9. Sınıf Simyadan Kimyaya
1.    ÜNİTE: KİMYANIN GELİŞİMİ
1. Bölüm : Simyadan Kimyaya
Eski  çağ insanları dört ana elementin varlığına inanırlardı. Bu dört  elementin farklı biçimlerde bir araya gelmesi ile farklı maddelerin  oluştuğunu kabul etmişlerdir. Bu düşünce Orta Çağın sonlarına kadar  devam etmiştir. Aynı dönemde bazı insanlar maddeyi altına dönüştürüp  belli bir güce sahip olmayı veya ölümsüzlük iksirini elde ederek ölümü  yenmeyi istemişlerdir. İnsanlar cıva ( Hg ) ve kurşun ( Pb ) bileşikleri  ile birtakım işlemler gerçekleştirmişlerdir. Bilimsel dayanağı olmayan,  sınama-yanılma yoluyla yapılan bu işlemler simya olarak  isimlendirilmiştir. Simyadan kimyaya geçiş süreci 18. yüzyılın  sonlarında deneysel bulguların kullanılması ile ortaya çıkmıştır.
1.1 Eski Çağlarda Keşfedilen Maddeler
İnsanlar,  yıldırımların ormanlara düşmesi, şiddetli fırtınalarda ağaç dallarının  birbirine sürtmesi ve yanardağdan akan lavların oluşturduğu doğal  yangınlar vb. olaylarla ateşi tanıdı.Yiyecekleri pişirmek için kap  arayışında olan insanoğlu sınama-yanılma yoluyla toprağı  işleyebileceğini gördü ve topraktan kaplar yaptı.İnsan, ateşin maddeleri  yaktığını ve erittiğini keşfetmiştir. İnsanlar bazı maddeleri eritip  karıştırarak kullanmaya başlamışlardır.İnsanlar temel ihtiyaçlarını  karşıladıktan sonra dış görünümüne önem vermeye başladı. Önce  avladıkları hayvanların kürkleri ile vücutlarını örterken sonra bu  kürkleri işleyerek giyecek ihtiyacını karşılamıştır.Güzelleşmek için  çeşitli yöntemlere başvuran insanlar yüzlerini bitkisel ve madensel  boyalarla boyamışlardır. Kullandıkları yeşil boya maddesinin malahit,  siyahın ise toz halindeki kurşun sülfür olduğu sanılmaktadır.İnsanın  sınama-yanılma yoluyla keşfettiği maddelerden biri de tuzdur.
Eski  çağ insanları keşfettikleri değişik maddeleri korunma ve tedavi amacıyla  kullanmışlardır. Hastalıktan korunma ve tedavi amacıyla bitkiler de  kullanılmıştır. İnsanoğlu ölüme çare bulamamış fakat sınama-yanılma  yoluyla bazı hastalıkları tedavi etmeyi öğrenmiştir.Bitkileri  hastalıkları tedavi etmek için kullanan insanlar elde ettikleri  ürünlerin dayanıklılığını artırmak ve uzun süre bozulmadan saklamak için  de çareler aramışlardır. Kükürt buharı ile ağartma ve bandırma gibi  çeşitli yöntemler kullanmışlardır. Kükürt buharı ile ağartılan ürünlere  kuru kaysı, kuru incir örnek verilebilir.İnsanoğlu giysilerin  boyanmasında da bitkileri kullanmıştır. Hayvanların yünlerinden yaptığı  giyecekleri   Kıbrıs taşı ( FeSO4 ) ve alizarin gibi boyar maddelerle  boyamıştır.
1.2 Simya
İnsanların zengin olma hayali  diğer madenleri en değerli maden olan altına çevirme çabasıyla başlar.  İlk Çağlardan beri altın hep değerli olmuştur.
Değersiz madenleri  altına çevirme, bütün hastalıkları iyileştirme ve hayatı sonsuz biçimde  uzatacak ölümsüzlük iksiri bulma uğraşlarına simya bu işle uğraşanlara  da simyacı denir. Simya teorik temelleri olmayan sınama ve yanılmaya  dayanan çalışmaları içerdiği ve sistematik bilgi birikimi sağlayamadığı  için bilim değildir.
Simya, kimyanın bilim öncesindeki biçimidir.
Simyacılar  hiçbir zaman değersiz madenleri altına dönüştürmeyi başaramasalar da,  kimyanın gelişimi için birçok keşiflerde bulunmuşlardır.Simyadan kimya  bilimine aktarılan önemli bulgular arasında barut, madenlerin işlenmesi,  mürekkep, kozmetik, boya üretimi, deri boyanması, seramik, cam üretimi  sayılabilir.
1.3 Element Kavramının Tarihsel Gelişimi
Antik  dönemdeki Eski Yunan filozoflarının bir bölümü maddenin sınırsız olarak  bölünebileceğini kabul ederken, kimileri de atomlarına kadar  parçalanabileceğini ileri sürmüştür. Antik dönemde Platon ve Aristo  tarafından düşünceye dayalı, hiçbir deneysel gerçeklik temeline  oturmayan bazı kavramlar ortaya atılmıştır.
Platon, Dünya”nın  elementlerden oluştuğunu düşünüyordu. Aristo ise tüm maddelerin toprak,  hava, ateş ve su elementlerinden oluştuğunu savunmuştur. Aristo”ya göre  bu elementlerden her biri öteki üçüne dönüştürülebiliyordu. ( Kitap  sayfa: 22 Aristo”ya göre elementler şekli )
Rönesans döneminde  geçmiş yılların getirdiği kimyasal bilgi birikimi onların uygulama  biçimlerine ilişkin bir yönelim doğurdu ve böylece ” uygulamalı kimya”  ortaya çıkmış oldu.
Toplumsal gelişimle bağlantılı olan yeni  toplumsal gereksinimler simyacıların çalışmalarına yansımıştır. Bunun  sonucu olarak da kimya artık sanayiye destekçi olarak yönlendirilmeye  başlanmıştır. Böylece kimya simyadan ayrılmış, pratik ve bilimsel bir  nitelik kazanmıştır.
NOT: İsveçli kimyacı Berzelius ( berzelyus ) ilk defa elementlerin baş harflerini veya ilk iki harfini sembol olarak kullanmıştır.
NOT:  Bilim insanları yanma olayını açıklamada güçlük çekiyorlardı. Bunun en  büyük nedeni ise gazlarla ilgili bilgi eksikliğiydi. 1756 da İskoçyalı  Kimyager Joseph Black ” sabit gaz ” dediği CO2”i buluncaya dek  bilinen tek gaz hava idi. İngiliz Kimya bilgini Joseph Priestley daha  sonra deneysel olarak 10 kadar yeni gaz keşfetti. Bunlardan biri onun ”  yetkin gaz ” dediği ilerde Lavoisier”in oksijen adını vereceği  gazdır.

Yorum Bırak...